UNUTMAK MI? ALIŞMAK MI?
İnsan bazen unutmak ister. Unutmak dediysem bir insanı bütün hücrelerinle unutmak. Zaten unutmak öyle bir anda yapılabilecek bir eylem değildir. Bir insanı ancak parça parça unutabilirsiniz. Önce kokusunu unutursunuz mesela, bir zamanlar ciğerlerinize çektiğiniz sizin için dünyanın en pahalı esanslarından daha değerli o kokuyu, bir zamanlar ciğerlerinizi bayram ettiren o kokuyu anımsamazsınız artık... Sonra sesini unutursunuz sizin için dünyanın en güzel bestesinden bile daha güzel o sesi, bir zamanlar duyduğunuzda içinizi hoplatan o sesi hatırlamazsınız... Sonra, sonra gülüşünü unutursunuz, hani bir zamanlar gülmenin en çok ona yakıştığını, sanki o gülse bütün dertlerin yok olacağını düşündüğünüz kişinin gülüşünü unutursunuz... Sonra tamamıyla unutmaya başladığınızı düşünürsünüz yavaş yavaş yüzler belirsizleşir, anımsayamazsınız, " Tamam, tamam bu sefer oldu unuttum işte bee, defolup gitti hayatımdan " dersiniz. Ta ki ; bir öğlen uykusunda zamansız ve mekansız bir rüyada onu görene dek... İşte o an anlarsınız ki insan beş duyu organıyla sevilmez. Çünkü bir insanı seviyorsanız bir bütün halinde sevmişinizdir. Mesela o kişinin en sevdiği rengin lacivert olduğunu, çayı şekersiz içtiğini ve daha bunun gibi birçok şeyi bilen sizin gibi kaç kişi vardır ki ona sizin kadar değer veren... İşte bütün bu bildikleriniz yüzünden unutmak zordur. Başka bir çaresizlikte o kişiyi unutmak zorunda oluşunuzdur. Unutmak zorundasınızdır çünkü sizin ona verdiğiniz değeri haketmediğini düşünürsünüz ve onu suçlayamazsınız tüm bunlardan ötürü...
Sonra, bunları bilmek acı verir size, sevdiği rengin lacivert olduğunun bir önemi kalmaz, tüm renkler siyah olur, flulaşır. Ne bileyim eskiden onun için şekersiz çay içmeye çalıştığınız günler geride kalır. Arkadaşlarınızla beraber gülüp eğlenirsiniz, unutursunuz anlayacağınız...
Ya da... Ya da öyleymiş gibi yaparsınız. Ama akşam olunca, kendinizle başbaşa kaldığınızda; renkler tekrar netleşir, fondan onun çok sevdiği şarkılardan biri çalar siktir çekercesine, sonra şekersiz bir çay içersin. Sonra... Sonrası yok... Sonrası rutin... Sonrası sıradan... Bir şekilde uyursun sonra uyanırsın hayat normal akışında devam eder. Arkadaşlarla gülüp eğlenirsiniz, yine unuttum sanırsınız hatta her zamankinden daha emin bir şekilde "Unuttum amına koyyum... Oh be dünya varmış, acıtmıyor artık" dersiniz. Ciddi ciddi unuttuğunuzu düşünürsünüz sesini hatırlamazsınız falan filan... Ta ki o kişi gelip yine rüyanıza girene kadar... İşte o an anlarsınız ki unutmak o kadar kolay değil. Sizinki sadece alışmak, ve unuttum deyip kendinizi kandırmak... Alışmak Erzurumlu bi arkadaşımın deyişiyle şöyle bir şey ; "Ortağım herkes zannediyor ki bizim oradakiler soğuğa alışıyor alakası yok biz üşümeye alışıyoruz o kadar.". İşte tıpkı bunun gibi aslında bizde onsuzluğa değilde onsuzluğun acısını çekmeye alışıyoruz. Enerjimizi yükselten şarkılar değil de tam aksine enerjimizi dibe çekecek şarkılar dinlemeyi yeğliyoruz. Çünkü biliyoruz ki çivi çiviyi söker, yavaş yavaş alışıyoruz unutup tekrar hatırlamaya... Sonra... Sonra arka fondan bir müzik çalıyor... Bozkırın tezenesi Neşet Babadan...
Sonra, bunları bilmek acı verir size, sevdiği rengin lacivert olduğunun bir önemi kalmaz, tüm renkler siyah olur, flulaşır. Ne bileyim eskiden onun için şekersiz çay içmeye çalıştığınız günler geride kalır. Arkadaşlarınızla beraber gülüp eğlenirsiniz, unutursunuz anlayacağınız...
Ya da... Ya da öyleymiş gibi yaparsınız. Ama akşam olunca, kendinizle başbaşa kaldığınızda; renkler tekrar netleşir, fondan onun çok sevdiği şarkılardan biri çalar siktir çekercesine, sonra şekersiz bir çay içersin. Sonra... Sonrası yok... Sonrası rutin... Sonrası sıradan... Bir şekilde uyursun sonra uyanırsın hayat normal akışında devam eder. Arkadaşlarla gülüp eğlenirsiniz, yine unuttum sanırsınız hatta her zamankinden daha emin bir şekilde "Unuttum amına koyyum... Oh be dünya varmış, acıtmıyor artık" dersiniz. Ciddi ciddi unuttuğunuzu düşünürsünüz sesini hatırlamazsınız falan filan... Ta ki o kişi gelip yine rüyanıza girene kadar... İşte o an anlarsınız ki unutmak o kadar kolay değil. Sizinki sadece alışmak, ve unuttum deyip kendinizi kandırmak... Alışmak Erzurumlu bi arkadaşımın deyişiyle şöyle bir şey ; "Ortağım herkes zannediyor ki bizim oradakiler soğuğa alışıyor alakası yok biz üşümeye alışıyoruz o kadar.". İşte tıpkı bunun gibi aslında bizde onsuzluğa değilde onsuzluğun acısını çekmeye alışıyoruz. Enerjimizi yükselten şarkılar değil de tam aksine enerjimizi dibe çekecek şarkılar dinlemeyi yeğliyoruz. Çünkü biliyoruz ki çivi çiviyi söker, yavaş yavaş alışıyoruz unutup tekrar hatırlamaya... Sonra... Sonra arka fondan bir müzik çalıyor... Bozkırın tezenesi Neşet Babadan...
Yorumlar
Yorum Gönder