KARMAŞIK BİR OLGU "AŞK"

Binlerce kitap vardır aşkın tanımı üzerine, yüzlerce şiir yazılmıştır bu konuda. Kimi direkt aşka odaklanmış kimi de aşık olunana, kimi yaradanı sevmiş kimi de yaradılanı, kimine şiir yazdırmış aşk kimine beste çaldırmış kimini de çöllere düşürüp diyar diyar gezdirmiş... Belki de bu yüzden okuduğu bütün şiirlerde kendi acısını bulur aşık adam... Sanki bütün şairler aynı kadına aşık olmuş, tüm şarkıcılar aynı kişinin acısını çekermiş gibi hisseder, hepsinde kendini bulur. Aslında Fuzuli bütün bunları şu dizeleriyle açıklamıştır; " Mende Mecnun' dan füzun aşıklık istidatı var,
Aşık-ı sadık menem Mecnun'un ancak adı var.". Tıpkı Fuzuli nin dediği gibi Mecnun sadece semboldür benim aşkım ondan üstündür, asıl sadık aşık benim onun sadece adı var. Bu yüzdendir seven adamların birbirine bu kadar benzemeleri, çünkü seven adamlar aşka aşıktır aynı şeyedir aşkları ama aşk hepsinin gözünde farklıdır, farklı bedende hayat bulmuştur... Bu sebepten ötürüdür kahverengi gözlü birisini sevmesine rağmen bak yeşil yeşil diye içlenmesi aşığın,ya da sevdiği kumral olmasına rağmen sarı saçlarını deli gönlüne bağlaması... Neşetin Leylasında, Ümit Yaşar Oğuzcanın Ayteninde, Keremin Aslısında hepsinde bir tek şey gizli aslında... Aşk...

Tabi edebiyat tarihinde aşkın farklı şairlerin gözünde, aynı vücutta  zuhur ettiğine de rastlanmıştır. Tomris Uyar gibi bi kadın... O ki Cemal Süreya nın onurunu ayaklarının altına aldıran kadın... O ki Turgut Uyarın bir bozuk saat gibi yüreğinin durduğu kadın... O ki Edip Cansever in onunla birlikte olmadan dizelerini yazdıran kadın... Şöyle derler Edip Cansever için: "Tomris Uyar; Cemal Süreya nın sevgilisi, Turgut Uyarın karısı, Edip Cansever in yarasıdır. Sevdiği kadınla birşey yaşayamadığı için fazla şiirden ölmüştür Edip Cansever. ". İşte öyle bir şey aşk... Bu sebepten ötürü işte şairler şiirlerini aşkla aşka yazarlar... Bununla ilgili bi radyo programında dinlediğim sizinle paylaşmak istediğim çok güzel bir hikaye var. Kadın yıllar sonra çıkar gelir yanında sevgilisiyle, eskiden kendini seven adama, " Merhaba, beni tanıdın mı?" der. Adam " Hayır, çıkaramadım der.". Kadın sinirlenir biraz " Nasıl unuttun beni! Benim, sana şiirler yazdıran kadın!". Adam cevap verir " Hayır " der " O şiirleri sen yazdırmadın. Ben yazdım, aşkım yazdırdı. Hem öyle olsaydı yanındakinin de şair olması gerekirdi. " der.

İşte bütün şairlerin, yazarların, benim gibi bir şeyler karalayanların, karalayamayanların ortak noktasıdır aşk... Sigarayı izmaritine kadar içenlerin ortak noktası... Çözümün aynı zamanda problemin kendisi olduğu karmaşık bir olgudur...  Her yüzde onu görme hastalığıdır... Kendinize acı çektirmenin sonrada acıya alışmanın farklı bir metodudur... Mazoşisttir aşk... Dokunmadan seven Edip Cansever in Tomrisi de aşktır, Diyar diyar gezen Yunusun Allahı da aşktır... Çölleri aşan Mecnun'un Leylası da aşktır, Sezai Karakoç un Monorosası da aşktır... Annenin oğluna duyduğu şey ya da dedemin köstekli saatine verdiği değerdir belki de aşk.. Kaybetmekten korktuklarımız ya da kaybettiklerimizden arta kalan şeydir belki de... Belki, belki dünyayı döndüren şey aşktır... Aşk.. Ömrüm boyunca kullandığım en kısa ama en tesirli kelime sanırım.

Hayırlı AŞKamlar..

Yorumlar

Popüler Yayınlar